Sendikacılık, masada değil sahada başlar; kapalı kapılar arkasında değil, alın terinin ve samimiyetin aktığı yerde yürütülür. Tekbir-Sen olarak bizler, ilk günden itibaren saha sendikacılığını temel bir ilke kabul ettik. Taşranın en uzak köşesinde, en zor şartlarda samimiyetle hizmet veren din görevlilerimizin yaşadığı sorunları bizzat yerinde tespit ediyor; bu sorunları yüzeysel tartışmalarla heba etmeden doğrudan çözümün ana kaynağına taşıyoruz.
Biliyoruz ki, doğru bir yolda kararlılıkla yürüyenlerin karşısına engeller çıkarılacaktır. Yürüttüğümüz bu ilkeli mücadelenin, kendi şahsi menfaatlerini ve egolarını tatmin etme derdinde olan çevreleri rahatsız etmesi kaçınılmazdır. Hatta şunun gayet bilincindeyiz: Yapmış olduğumuz çalışmalardan olumlu tepkilerin yanında, rahatsız olanların olumsuz tepkileri de gelmiyorsa, bu bizim yeterince etkin olamadığımızın, yani başarısızlığımızın göstergesidir. Karşılaştığımız her direnç, doğru yolda olduğumuzun en net ispatıdır.
Tekbir-Sen’in taviz vermeyeceği iki kırmızı çizgisi vardır: Diyanet İşleri Başkanlığımız ve insan onuru.
Diyanet İşleri Başkanlığı, milletimizin manevi kalesidir. Bu güzide kurumu ve onun fedakâr mensuplarını hedef alan, toplum nezdinde itibarını zedelemeye çalışan malum medya organlarını ve odakları anbean takip ediyor, asılsız iddialarına ve yıpratma çabalarına anında gerekli hukuki ve manevi cevabı veriyoruz. Bizler, Diyanet İşleri Başkanlığımızla uyumlu, yapıcı ve sorumlu bir sendikacılık anlayışını benimsiyoruz. Sorunların çözümü noktasında kurumumuzun üst kademesiyle sürekli istişare halinde olmayı ve yapıcı bir diyalog yürütmeyi öncelik kabul ediyoruz.
Ancak ne yazık ki sahada karşılaştığımız tablo, hem Anayasa ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun (DMK) temel ilkelerine hem de Diyanet İşleri Başkanlığı mevzuatına aykırı düşen ciddi aksaklıkları ve usulsüzlükleri gözler önüne sermektedir:
1. Reşit Olmayan Tutumlar ve Rehberlik Anlayışından Uzak Denetimler
Denetimin esas amacı, 657 sayılı DMK ve ilgili Kurum Mevzuatı uyarınca kamu hizmetlerinin verimli, mevzuata uygun yürütülmesini sağlamak ve personeli eğitip yönlendirmektir (rehberlik etmektir). Ancak bazı murakıpların camilerimizi ve Kur’an Kurslarımızı denetlerken sergiledikleri olumsuz tavırlar din görevlilerimizi derinden üzmektedir. Murakıpların denetime sanki yapıcı bir rehberlik için değil, ne pahasına olursa olsun bir hata ve kusur bulma hırsıyla gelmiş izlenimi vermeleri, kamu idaresinin ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır.
Daha da ötesi; bazı murakıpların murakebe defterlerini “yeni sistemde defterler imzalanmıyor, biz sisteme giriyoruz” bahanesiyle imzalamaktan kaçınmaları, açıkça usul ve esaslara aykırı olup bu kişilerin art niyet taşıdıklarının en somut nişanesidir. Mevzuat gereği fiziki olarak tutulan ve teftiş/rehberlik izlerini taşıması gereken resmi evrakların yetkili personelce imzalanması yasal bir zorunluluktur; dijital sisteme veri girişi yapılması, mevcut fiziki evrakı usulsüz şekilde imzasız bırakmanın gerekçesi olamaz.
2. Sendikal Özgürlüklere Müdahale ve Anayasal İhlaller
Göreve yeni başlayan çiçeği burnunda din görevlilerimize, göreve başlama evraklarının arasında “malum sendikanın” üyelik formlarının memurlar eliyle fark ettirilmeden imzalattırılması; DMK’nın tarafsızlık ilkelerine, Anayasa ile güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğüne ve Sendikalar Kanununa açıkça aykırıdır. Mobbing ve usulsüzlük boyutuna ulaşan bu uygulama derhal son bulmalıdır.
3. Taraf Tutan Yöneticiler ve Tarafsızlık İlkesinin İhlali
657 sayılı Kanun’un 7. maddesi amir hüküm olarak devlet memurlarının tarafsızlığını esas alır. Buna rağmen bazı il ve ilçe müftülüklerinde görev yapan şube müdürleri, murakıplar ve müftülerin; temsilcilerimize ve üyelerimize karşı açıkça cephe alması, tarafsızlık ilkesini hiçe sayarak malum sendikanın birer temsilcisi gibi hareket etmesi hem hukuki hem de mesleki etik açıdan kabul edilemez.
4. Bağımsızlık İllüzyonu ve Tarafsızlığın Yitirilmesi
Ankara ziyaretlerinde malum sendikanın genel merkezine gidip onların misafirhanelerinde konaklayan idarecilerin, sahada başka sendikalara karşı sergilediği hasmane tutumlar bizim bu iddialarımızın en somut delilidir. Bir kurum amirinin tarafsızlığını ve idari bağımsızlığını gölgeleyecek bu tür ilişkiler, kurum içi adaleti zedelemektedir.
5. İhmal Edilen Din Görevlileri ve Kamu İmkânlarının İstismarı
Lojmanların bakımsız ve oturulamayacak halde kaderine terk edilmesi, idarecilerin din görevlilerimizin insani ve mesleki sorunlarına sırtını dönmesi ve yalnız bırakması kabul edilemez. Tekbir-Sen olarak bizler, müftülüklerin kuruma kazandırdığı araç-gereçlerle değil; şahsi işleri için Ankara’ya giderken Türkiye Diyanet Vakfı’nın (TDV) imkânlarını ve kamu kaynaklarını kendi kişisel çıkarları için kullanan anlayışla mücadele ediyoruz.
Diyanet İşleri Başkanlığımızın gücünü arkasına alarak, kendisine emanet edilen makamı din görevlilerimiz üzerinde bir baskı aracı olarak kullananlar ve egolarını tatmin etmeye çalışanlar Tekbir-Sen’in doğrudan hedefindedir.
Tüm din görevlilerimiz şunu çok iyi bilmelidir: Sahanın her karışında Tekbir-Sen vardır ve Tekbir-Sen’in olduğu yerde hiçbir din görevlisi yalnız değildir.
Saha gözlemlerimizden doğan tüm bu aksaklıkları, hukuki usulsüzlükleri ve somut çözüm önerilerimizi Diyanet İşleri Başkanlığımızın makamına iletmiş bulunmaktayız. Biz sorun üreten değil, sorun çözen bir iradeyiz. Hem kurumumuzu yıpratmaya çalışan malum çevrelerle hem de makamının ve denetim yetkisinin gücünü din görevlimizin onurunu zedelemek için kullanan yöneticilerle kanunlar, mevzuat ve hukuk çerçevesinde sonuna kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.
Tekbir-Sen: Hakkın, Emeğin, Mevzuatın ve Onurun Güvencesi.