KAMUOYUNA DUYUR

KAMUOYUNA DUYURU

Aydın İl Temsilciliği görevini yürütmekte olan Orhan Uysal, kendi isteğiyle sendikamız üyeliğinden istifa etmiştir. İstifanın sendika kayıtlarına geçtiği tarih itibarıyla sendikamızla herhangi bir organik bağı, temsil yetkisi ve sorumluluğu kalmamıştır.

Bu tarihten sonra adı geçen şahsın sendikamız adına yapacağı hiçbir beyan, açıklama, girişim ve tasarruf sendikamızı bağlamayacaktır. Sendikamızın kurumsal kimliği ve hukuki hakları saklıdır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Devamını Oku...
Acı Yakıyor Ama Mutlu Ediyor: Acı Biberin Şaşırtıcı Gücü 

Acı Yakıyor Ama Mutlu Ediyor: Acı Biberin Şaşırtıcı Gücü 

Acı biberi sevenler iyi bilir: Yedikçe yanarsınız, yandıkça da keyif alırsınız. Alnınız terler, yüzünüz kızarır ama ardından bir rahatlama hissedersiniz. Aslında tüm bu yaşadıklarımız, acı biberin mutluluk duygusuyla olan doğrudan ilişkisini gösterir.  Bu konuyu açmak istiyorum. 

Bu etkinin arkasındaki asıl neden, acı biberin içinde bulunan kapsaisin adlı doğal maddedir. 

Kapsaisin, acı biberi acı yapan bileşendir ama aynı zamanda vücudumuzda ağrı, metabolizma ve hatta ruh hâli üzerinde etkili olan güçlü bir moleküldür. 

Acı biber yediğimizde dilimizde yanma hissi oluşur. Bunun nedeni kapsaisinin, vücudumuzdaki “ısı ve ağrı algılayan sinir uçlarını” uyarmasıdır. Beynimiz bu uyarıyı gerçek bir yanık gibi algılar. Aslında ortada bir yanık yoktur; beyin öyle zanneder. 

Ama işin ilginç kısmı burada başlar. 

Vücut bu sahte tehlikeye karşı kendini korumak için hemen savunmaya geçer. 

Kapsaisin adlı bu mucizevi madde ağrı sinyali oluşturduğunda, beyin buna karşılık endorfin salgılar. Endorfin, vücudun kendi ürettiği doğal ağrı kesici ve mutluluk hormonudur. Spor yaptıktan sonra hissedilen o iyi hâlin temel sebebi de endorfindir. 

Yani acı biber: 

  • Vücudu kısa süreli bir stresle uyarır 
  • Beyni “tehlike var” diye harekete geçirir 
  • Ardından endorfin salgılanmasını artırır 

Sonuç? 
Yanmanın ardından gelen rahatlama, keyif ve hafif mutluluk hissi. 

Bu nedenle bazı insanlar acı yedikçe kendini daha enerjik, daha iyi ve hatta daha mutlu hisseder. Acı biberin “alışkanlık yapıyor” gibi algılanmasının nedeni de budur. 

Kapsaisinin bir başka ilginç özelliği de şudur: İlk başta ağrı hissi verir ama zamanla ağrıyı azaltır. 

Düzenli ve kontrollü temas halinde sinir uçları zamanla daha az tepki vermeye başlar. Bu sayede kapsaisin; eklem ağrılarını, kas tutulmalarını ve sinir kaynaklı ağrıları hafifletici etki gösterebilir. Günümüzde eczanelerde satılan pek çok ağrı kesici krem ve merhemin kapsaisin içermesinin temel nedeni de budur.  

Kapsaisin en çok acı biber türlerinde bulunur. Özellikle acı sivri biber, pul biber, cayenne biberi ile jalapeño, chili ve habanero gibi acı biber çeşitleri kapsaisin açısından zengindir. Ayrıca acı soslar ve acı baharatlar da önemli kapsaisin kaynakları arasında yer alır. 

Tatlı dolmalık biberler ise kapsaisin içermez; bu yüzden acı değildirler. 

Acı biber yediğinizde vücut ısınız hafif yükselir, terlersiniz. Bu da kapsaisinin metabolizmayı harekete geçirmesinden kaynaklanır. Enerji harcaması artar, yağ yakımını destekler. 

Burada önemli bir hatırlatma yapmak gerekir. Mide hassasiyeti olanlar ile reflü, gastrit ya da ülser sorunu yaşayan kişilerin acı biberi ölçülü tüketmesi önemlidir. Aksi hâlde fayda beklenirken rahatsızlık ortaya çıkabilir. Mesele acıyı hayatımızdan tamamen çıkarmak değil, onu doğru dozda ve bilinçli şekilde tüketmektir. 

Zor zamanlardan geçiyoruz. Dünyada yaşanan acımasız olaylar, sapkınlıklar, ekonomik kaygılar, günlük sınav yada farklı stresler ve belirsizlikler ruhumuzu yeterince yoruyor. Belki de bu yüzden küçük mutluluklara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. 

Adeta küçük bir mucize olan acı biber, bize hayata dair çok zarif bir ders veriyor: Vücut, acıya bile bir çıkış yolu bulabiliyor. Eğer biyolojimiz bir yanma hissine karşı mutluluk hormonu üretebiliyorsa, biz de hayatın yakıcı tarafları karşısında kendi savunma mekanizmalarımızı geliştirebiliriz. 

Belki bir lokma acı biber dünyadaki dertleri bitirmez; ama bazen bir tabak yemekten fazlasını yapar. Bizi kendimize getirir, direnç kazandırır ve her problemin ardından bir serinliğin geleceğini hatırlatır. Manevi iklimimizi güçlendirmenin yanında soframızda acıya da yer açmak, belki de acılarımızı söndürmenin yollarından biri olabilir.  

Zira Allah, maddi ve manevi her derde bir çözümü bu dünyada bizlere sunmuştur.

Devamını Oku...
Taşrada Görev Yapan Din Görevlilerinin Sorunları Göz Ardı Edilmemeli

Taşrada görev yapan din görevlilerimiz, ağır çalışma şartları, ekonomik yetersizlikler ve sınırlı imkânlar nedeniyle ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Özellikle barınma, ulaşım ve sosyal imkânların yetersizliği, görev motivasyonunu olumsuz etkilemektedir.

Vekil olarak görev yapan din görevlilerimizin maaşlarının asgari ücretin altında kalması ise yaşanan mağduriyeti daha da derinleştirmektedir. Aynı görevi ifa eden personel arasında fiilî eşitsizliklerin oluşması, çalışma barışını zedelemektedir.

Sendikamız, taşrada görev yapan din görevlilerimizin ekonomik ve özlük haklarının iyileştirilmesini, görev şartlarının adil ve sürdürülebilir hâle getirilmesini acil bir ihtiyaç olarak görmektedir. Bu sorunların çözümü, din hizmetlerinin niteliği açısından da hayati öneme sahiptir.

Devamını Oku...
Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Kullanımı

Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Kullanımı

Son günlerde sendikamıza ulaşan şikâyetler, kamu yönetimi, sendikal özgürlükler ve kişisel verilerin korunması bakımından son derece ciddi ve üzerinde durulması gereken iddiaları gündeme taşımaktadır.

Diyanet Akademisi’nden mezun olarak tercih ettikleri yerlere ataması yapılan bazı din görevlilerinin, henüz göreve başlamadan önce “malum sendikanın” temsilcileri tarafından telefonla aranarak, ilgili sendikaya üye olmaları gerektiğinin ifade edildiği; aksi hâlde göreve başlama evraklarının eksik sayılacağı ve fiilen göreve başlatılmayacaklarının söylendiği yönünde sendikamıza çok sayıda şikâyet ulaşmıştır. Bununla da sınırlı kalmayıp, bazı il ve ilçe müftülüklerinde yeni göreve başlayacak hocalarımıza, göreve başlama evraklarıyla birlikte sendika üyelik formlarının imzalatıldığı iddiaları bulunmaktadır.

Sendikal Özgürlük ve Hukuka Aykırılık

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 51. maddesi açık ve nettir: Sendikaya üye olmak ya da olmamak bireyin özgür iradesine bağlıdır. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya zorlanamaz; sendikaya üye olmaması sebebiyle herhangi bir hak kaybına uğratılamaz. Bu anayasal güvence, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu ile de açıkça korunmuştur.

Göreve başlama işlemleri, tamamen mevzuatta sayılan belgeler üzerinden yürütülür. Sendika üyeliği, göreve başlama şartı değildir; böyle bir şartın ima edilmesi dahi açık bir hukuka aykırılık teşkil eder.

Asıl Kritik Soru: Telefon Numaraları Kim Tarafından Paylaşılıyor?

İddiaların en dikkat çekici ve en vahim boyutu ise şudur: Henüz göreve dahi başlamamış olan din görevlilerimizin kişisel telefon numaraları, hangi yollarla ve kimler tarafından sendika temsilcilerine ulaştırılmaktadır?

Bu noktada 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) devreye girmektedir. Telefon numarası, KVKK kapsamında açıkça kişisel veri niteliğindedir. Bu verinin, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın üçüncü kişilerle paylaşılması hukuka aykırıdır ve suç teşkil eder.

Kamu kurumlarında görev yapan memurların şunu çok iyi bilmesi gerekir:

  • Kişisel verilerin yetkisiz şekilde paylaşılması sadece idari bir hata değil,
  • Aynı zamanda cezai ve disipliner sorumluluk doğuran ağır bir ihlaldir.

Bu verileri paylaşan kişi ya da kişiler; “sendikal yakınlık”, “alışkanlık” veya “teamül” gibi gerekçelerin arkasına sığınamaz. Hukuk devleti ilkesinde teamül değil, kanun esastır.

Bu iddialar doğruysa, mesele sadece bireysel hatalarla açıklanamaz. Kurumsal denetim, veri güvenliği ve idari tarafsızlık ciddi şekilde sorgulanır hâle gelir. Kamu kurumlarının, çalışanlarını belli bir sendikaya yönlendirdiği algısının oluşması dahi, devletin tarafsızlığına zarar verir.

Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere ilgili tüm idari birimlerin;

  • Göreve başlama süreçlerini,
  • Kişisel verilerin kimler tarafından, hangi amaçla işlendiğini,
  • Sendikal faaliyetlerin kurum sınırları içinde nasıl yürütüldüğünü
    ivedilikle ve şeffaf biçimde incelemesi artık bir zorunluluktur.

Henüz göreve başlamamış, meslek hayatının başındaki din görevlilerimizin baskı altında bırakılması; anayasal haklarının ihlal edilmesi ve kişisel verilerinin hukuka aykırı biçimde kullanılması kabul edilemez. Bu iddialar, sadece sendikal bir sorun değil; hukuk devleti, kamu etiği ve insan hakları meselesidir.

Sessizlik, bu tür uygulamaları normalleştirir. Hukuk ise suskunlukla değil, kararlılıkla ayakta kalır.

Devamını Oku...
Diyanet İşleri Başkanlığı’na Ziyaret

Diyanet İşleri Başkanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürü Sayın Sinan Kazancı Hocamızı makamında ziyaret ettik. Samimi bir ortamda gerçekleşen ziyarette, taşrada görev yapan din görevlilerimizin karşılaştıkları sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerimiz kendilerine arz edildi.

Görüşmede ayrıca vekil olarak görev yapan din görevlilerimizin aldıkları maaşların asgari ücretin altında kalması nedeniyle yaşadıkları ekonomik zorluklar dile getirilerek, maaşların iyileştirilmesi yönündeki talebimiz ifade edildi. Bunun yanında, müktesebatı müezzin-kayyım olan ve imam-hatip olarak görev yapmak isteyen hocalarımıza yönelik altı ayda bir sınav açılması ve kontenjanların yüksek tutulması gerektiğine ilişkin beklentilerimiz paylaşıldı.

Nazik kabulleri ve misafirperverlikleri dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürü Sayın Sinan Kazancı Hocamıza şükranlarımızı sunuyoruz.

Devamını Oku...
İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜNE ZİYARET

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜNE ZİYARET

İzmir İl Müftü Vekilimiz Sayın Şakir Kırkız hocamızı makamında ziyaret ederek istişarelerde bulunduk. Samimi bir ortamda gerçekleşen ziyarette; sahada görev yapan din görevlilerimizin karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri ele alınmış, ayrıca fahri ve vekil olarak görev yapan din görevlilerimizin zor şartlar altında hizmet verdikleri özellikle vurgulanarak maaşlarının iyileştirilmesi konusundaki taleplerimiz ifade edilmiştir.

Bununla birlikte ilçe müftülerimizin yaşadığı idari ve yapısal sorunlar ile bu sorunlara yönelik çözüm yolları da görüşmede gündeme alınmıştır.

Nazik ev sahiplikleri, yapıcı yaklaşımları ve samimi istişare ortamı dolayısıyla kıymetli hocamıza teşekkür ediyor, yapılan görüşmelerin hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

Devamını Oku...
Susuzluğun Ayak Sesleri: Hepimizin Sınavı 

Susuzluğun Ayak Sesleri: Hepimizin Sınavı 

Yozgat Merkez’de son günlerde yaşadığımız su sıkıntısı, aslında uzun süredir kapımızda bekleyen önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:  

Su, sınırsız bir kaynak değildir.  

On gün öncesine kadar sabah kalktığımızda “Acaba su akacak mı?” diye bir endişe yaşamazken, bugün uyanır uyanmaz muslukları kontrol eder hâle gelmemiz ne kadar da garip, değil mi? 

Günlük hayatın akışı içinde çoğu zaman fark etmeden tükettiğimiz su, bugün stratejik bir değer; yarın ise hayati bir kriz başlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. 

“Suyun Sesini Duydum” adlı kitabımda özellikle vurguladığım gibi, su yalnızca musluktan akan bir içecek değil; sağlığın, tarımın, üretimin, sosyal huzurun ve hatta medeniyetlerin devamlılığının temel unsurudur.  

Bugün Yozgat’ta yaşanan problem, geçici bir arıza ya da mevsimsel bir durum olarak görülmemeli; iklim değişikliği, artan nüfus, yeraltı sularının kontrolsüz kullanımı ve bilinçsiz tüketimin ortak sonucu olarak değerlendirilmelidir. 

Elbette bu noktada belediyelere, Devlet Su İşleri’ne (DSİ) ve ilgili kurumlara büyük görevler düşüyor. Altyapının yenilenmesi, su kayıplarının azaltılması, baraj ve yeraltı kaynaklarının etkin yönetimi, alternatif su çözümlerinin devreye alınması ve uzun vadeli politikaların oluşturulması kamunun asli sorumluluğudur.  

Ancak bütün bu yapısal önlemler, bireysel bilinç ve toplumsal duyarlılık olmadan tek başına yeterli olmayacaktır.  

Ben bugünkü yazımda, hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan, tamamen kendimizi ve bireysel sorumluluklarımızı merkeze alan bir köşe yazısı kaleme alıyorum. 

Peki biz bireyler olarak ne yapıyoruz? Daha da önemlisi, ne yapmalıyız? 

Su krizleri yalnızca kurumların değil, toplumun tamamının ortak sorunudur. Her bireyin günlük hayatta yapacağı küçük tasarruflar, toplamda büyük bir fark oluşturur. 

  • Musluğu açık bırakmamak 
  • Diş fırçalarken ya da tıraş olurken suyu kapatmak 
  • Duş sürelerini kısaltmak 
  • Çamaşır ve bulaşık makinelerini tam dolu çalıştırmak 
  • Bahçe sulamalarında doğru saatleri seçmek 
  • Yağmur suyunu değerlendirmek 
  • Araç yıkarken hortum yerine kova kullanmak 

Bunlar basit ama etkili adımlardır.  

Ayrıca suyun yalnızca miktarına değil, kalitesine de özen göstermeli; kirletici davranışlardan uzak durmalıyız. 

Unutmayalım:  

Suyun israfı sadece bugünü değil, yarınımızı da etkiler.  

Bugün Yozgat’ta yaşanan bu sıkıntı, yarın daha geniş alanlarda ve çok daha ağır sonuçlarla karşımıza çıkacaktır. Tarımsal üretimde ciddi düşüşler yaşanacak, gıda fiyatları artacak, halk sağlığı olumsuz etkilenecek ve buna bağlı olarak sosyal sorunlar kaçınılmaz hâle gelecektir. 

Su sessizdir; ama ihmal edildiğinde çok güçlü bir şekilde konuşur.  

Bugün Yozgat’ta duyduğumuz bu “sessiz uyarı”, hepimiz için güçlü bir farkındalık çağrısıdır. Kurumlar elbette üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli, bilimsel ve sürdürülebilir çözümleri gecikmeden hayata geçirmelidir. 

Bizler ise bireyler olarak suyu tasarruflu kullanmayı bir tercih değil, ertelenemez bir sorumluluk olarak görmeliyiz. Çünkü suyun sesini zamanında duymazsak, yarın susuzluğun gürültüsüyle uyanmak zorunda kalabiliriz. 

“Başkaları tasarruf etsin, bana ne” anlayışıyla hareket edip kontrolsüz şekilde su stoklamaya başlarsak ya da evlerimizde köstebek yuvalarını andıran, gelişi güzel su depoları oluşturarak daha büyük israfa yol açarsak, hem asıl tehlikenin başladığını hem de yarınlarımızın ciddi biçimde tehlikeye girdiğini unutmamalıyız. 

Devamını Oku...
Tekbir-Sen: Hakkın Yanında, Haksızlığın Karşısında Elif Gibi Dimdik!

Tekbir-Sen: Hakkın Yanında, Haksızlığın Karşısında Elif Gibi Dimdik!

Bizler Tekbir-Sen ailesi olarak, sendikacılığı sadece bir üye kaydı değil, bir hak arama ve vakar mücadelesi olarak görüyoruz. Kamuoyunun ve değerli din görevlilerimizin bilmesini isteriz ki; biz hiçbir zaman kurum amirlerimizin hasmı olmadık, olmayacağız. Ancak, nerede bir mağduriyet varsa, Tekbir-Sen’in soluğunu orada hissettirmekten de geri durmayacağız.

Bizim Safımız: Adalet ve Liyakat

Bizim için iki tip idareci vardır:

  1. Gücünü Makamından Alanlar: Bulunduğu koltuğu şahsi egolarını tatmin etmek, din görevlilerimize baskı kurmak için kullananlar bilsinler ki; karşılarında çelikten bir iradeyle Tekbir-Sen’i bulacaklardır.
  2. Makamına Güç Katanlar: İlmiyle, ahlakıyla, duruşuyla ve tecrübesiyle o makamı şereflendiren her amirimiz, bizim için baş tacıdır. Onların en büyük destekçisi ve yol arkadaşı olmaya devam edeceğiz.

Üslubumuz Sert Değil, Nettir!

Zaman zaman üslubumuzun sertliğinden dem vuranlar olabilir. Şunu net bir şekilde ifade edelim: Bizim üslubumuz sert değil, doğaldır. Biz, din görevlisi kardeşlerimizi “yaldızlı sözlerle” veya sahte vaatlerle ikna etme peşinde değiliz. Bizim dilimiz, Anadolu’nun samimiyeti; bizim sözümüz, mazlumun feryadıdır.

“Biz süslü cümlelerin arkasına saklanıp sorunları geçiştirenlerden değil, sorunların üzerine cesaretle gidip çözüm üretenlerdeniz.”

Sendika Ayrımı Gözetmeksizin Hizmet

Tekbir-Sen’in kapısı tüm din görevlilerine ardına kadar açıktır. Bize bir feryat ulaştığında, o kardeşimizin “hangi sendikaya üye olduğunu” asla sorgulamayız. Bizim için kriter, üyelik kartı değil, hakkın teslim edilmesidir. Kanunların bize verdiği tüm yetkileri, hiçbir çekince duymadan, din görevlilerimizin huzuru ve refahı için kullanmaktan asla geri durmayacağız.

Doğal olacağız, dürüst kalacağız ve cesur adımlarla gönülleri fethedeceğiz.

Çünkü biz Tekbir-Sen’iz; biz siziz!

Devamını Oku...
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YÖNETİCİLERİNE ZİYARET VE SAHA SORUNLARININ İLETİLMESİ

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YÖNETİCİLERİNE ZİYARET VE SAHA SORUNLARININ İLETİLMESİ

Tekbir-Sen olarak, Diyanet İşleri Başkan Yardımcımız Sayın Fatih Mehmet Karaca, Camii Hizmetleri Daire Başkanımız Sayın Turgut Erhan, Kudüs Hizmetleri Daire Başkanımız Sayın M. Zeyd Özel, Gençlik Hizmetleri Daire Başkanımız Sayın Dr. Mehmet İzci ve Diyanet İşleri Başkanlığı Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı uzmanlarından Sayın Abdullah Korkut hocalarımızı ziyaret ettik.

Gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerde, sahada görev yapan din görevlilerimizin yaşadığı sorunları, çalışma şartlarına dair sıkıntıları ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerimizi kendilerine kapsamlı bir şekilde ilettik. Taşrada görev yapan hocalarımızın karşı karşıya kaldığı yapısal problemler başta olmak üzere, görev motivasyonunu ve hizmet kalitesini olumsuz etkileyen hususlar üzerinde durduk.

Ayrıca, sendikamız üyelerine yönelik olarak bazı müftüler ve şube müdürleri tarafından uygulandığı yönünde ciddi iddialar bulunan mobbing ve baskı uygulamalarına ilişkin tespitlerimizi, isim, görev yeri ve somut bilgiler içeren dosyalar hâlinde yetkililere sunduk. Bu uygulamaların sendikal faaliyetleri engelleyici nitelik taşıdığı, çalışanların anayasal ve yasal haklarını zedelediği hususunu özellikle vurguladık.

Tekbir-Sen olarak amacımız; çatışma değil adalet, sessizlik değil çözüm, baskı değil hukuka uygun bir çalışma ortamıdır. Din görevlilerimizin huzur içinde görev yapabileceği, emeğin ve liyakatin esas alındığı bir teşkilat yapısı için mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.

Nazik kabulleri ve yapıcı yaklaşımları dolayısıyla kıymetli hocalarımıza teşekkür ederiz.

Tekbir-Sen: Güçlü sendikacılığın tek adresi.

Devamını Oku...
MHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN YAŞAR YILDIRIM’A ZİYARET

MHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN YAŞAR YILDIRIM’A ZİYARET

Tekbir-Sen olarak, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Yaşar Yıldırım’ı ziyaret ettik. Gerçekleştirdiğimiz bu ziyarette, cami derneklerinin denetimlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilmesi konusundaki talep ve görüşlerimizi kendilerine ilettik.

Ayrıca, sahada görev yapan din görevlilerimizin karşı karşıya kaldığı sıkıntı ve sorunları, bu sorunlara yönelik çözüm önerilerimizi detaylı bir şekilde paylaştık. Görüşmede özellikle, bulunduğu makamdan güç alarak din görevlilerimize — başta sendikamız üyeleri olmak üzere — mobbing uygulayan müftü ve şube müdürlerine dikkat çektik. Bu kişilerin isimlerini, görev yaptıkları yerleri, sendikal faaliyetlerimize engel olduklarını, anayasal ve yasal hakları ihlal ederek suç teşkil eden uygulamalarda bulunduklarını açıkça ifade ettik.

Tekbir-Sen olarak, din görevlilerimizin haklarını savunma noktasında kararlılığımızı vurgulayarak, baskı ve yıldırma politikalarına karşı sessiz kalmayacağımızı bir kez daha dile getirdik.

Nazik kabulleri ve misafirperverlikleri dolayısıyla Sayın Yaşar Yıldırım’a teşekkür ederiz.

Tekbir-Sen: Güçlü sendikacılığın tek adresi.

Devamını Oku...