Epsom Tuzu: Sandığımız Tuz Değil

Epsom Tuzu: Sandığımız Tuz Değil

Bugün Tıp Fakültesi öğrencileriyle yaptığım derste bir öğrencimin “Epsom tuzu yemek tuzu olarak kullanılabilir mi?” sorusu, bu haftaki köşe yazımı Epsom tuzuna ayırmama vesile oldu. Kısaca bilgi vermek istedim.

Epsom tuzu; magnezyum, kükürt ve oksijen içeren doğal bir mineral tuzudur. Kristal yapısı sofra tuzuna benzerlik gösterse de içerik ve biyolojik etkileri bakımından belirgin biçimde ayrılır.

Sofra tuzu sodyum klorürden oluşurken, Epsom tuzu önemli bir magnezyum kaynağıdır. Acımsı tadı nedeniyle gıda amaçlı kullanıma uygun değildir ve mutfakta yeri yoktur. Bu temel fark, halk arasında sıkça yapılan yanlış eşleştirmenin de başlıca nedenidir.

Günlük hayatımızda adını sıkça duyduğumuz  “Epsom tuzu”nun  kimyasal yapısı magnezyum sülfat heptahidrat (MgSO₄·7H₂O) şeklindedir.

Epsom tuzu adını, ilk kez keşfedildiği İngiltere’nin Epsom kentinden almıştır ve tarih boyunca müshil ve baş ağrısı giderici olarak kullanılmıştır.

Aynı zamanda, Epsom tuzu, bahçıvanların özellikle magnezyum ve kükürt eksikliği olan topraklarda başvurduğu bir destek malzemesidir. Magnezyum, bitkilerin yeşil rengini veren klorofilin tam merkezinde bulunur ve fotosentez için olmazsa olmazdır. Bu mineral eksik olduğunda yapraklar sararır, bitkinin verimi düşer.

Ancak şunu bilmek gerekir: Epsom tuzunun gübre ya da ilaç gibi etkili olduğuna dair kesin ve güçlü bilimsel kanıtlar yada makaleler yoktur. Bazı araştırmalarda, özellikle kontrollü ortamlarda yapılan denemelerde, pancar gibi bitkilerin yapraklarına Epsom tuzu uygulandığında verimin arttığı görülmüştür. Fakat bu sonuç her bitki ve her toprak için geçerli değildir.

Tarımda olduğu gibi burada da temel kural aynıdır: Eksiklik varsa, doğru dozda ve doğru şekilde kullanmak fayda sağlar. Aksi halde fazla kullanım yarardan çok zarar getirebilir.

İlave olarak, Epsom tuzu, sağlık ve wellness dünyasında en çok kasları gevşetme ve ağrıyı hafifletme etkisiyle tanınır. Araştırmalar, sıcak suya eklenerek hazırlanan Epsom tuzu banyolarının, yalnızca sıcak suyla yapılan banyolara göre diz eklemi ağrısını daha etkili biçimde azalttığını ortaya koymaktadır.

Osteoartrit için geliştirilen Epsom tuzu içeren topikal jellerin, %3’lük yoğunlukta kullanıldığında, sık tercih edilen oral ağrı kesici diklofenak sodyumla benzer düzeyde etki gösterebildiği bildirilmektedir. Bunun yanında, sıcak Epsom banyolarının eklem sertliğini hafifletip hareket kabiliyetini artırdığı da ortaya konmuştur.

Şunu unutmamak gerekir ki bu tür uygulamalar temel tedavinin yerine geçmez; yalnızca destekleyici ve tamamlayıcı yöntemler olarak düşünülmelidir.

Sonuç olarak, Epsom tuzu bahçecilikte uygun koşullar sağlandığında bitki gelişimine katkı sunabilir; sağlık alanında ise kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarında ağrı ve gerginliği azaltmada tamamlayıcı bir destek olarak değerlidir. Ancak bu faydalar, uygulama yöntemi, süresi ve kullanılan dozla doğrudan ilişkilidir; dolayısıyla bilinçli ve ölçülü kullanım esastır.

Kaynak: https://www.medicalnewstoday.com/articles/epsom-salt?utm_source

Devamını Oku...
BASIN AÇIKLAMASI

BASIN AÇIKLAMASI

Her yıl il ve ilçe müftülükleri tarafından din görevlilerimize, Diyanet yayınlarına zorla abone olmaları yönünde baskı yapıldığı yönünde sendikamıza çok sayıda şikâyet ulaşmaktadır.

Tekbir-Sen olarak hatırlatmak isteriz ki; bu tür uygulamalar açıkça hukuka aykırıdır ve suç teşkil etmektedir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca amirler, maiyetindeki memurlara kanuna aykırı emir veremez, onları kişisel veya kurumsal çıkar sağlamak amacıyla zorlayamaz.
Aynı Kanun’un 12. maddesi, memurların uğradıkları zararlardan dolayı idareye karşı korunmasını öngörmektedir.

Anayasa’nın 18. maddesi angarya yasağını düzenlemekte olup, hiçbir kamu görevlisi zorla bir mal veya hizmeti almaya mecbur bırakılamaz.
Anayasa’nın 48. maddesi ise sözleşme özgürlüğünü güvence altına alarak, bireyin iradesi dışında ekonomik bir yük altına sokulamayacağını açıkça hükme bağlamaktadır.

Ayrıca, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi uyarınca görevin kötüye kullanılması suretiyle kişilerin mağdur edilmesi cezai sorumluluk doğurmaktadır.

Bu bağlamda; Diyanet yayınlarına ancak din görevlilerimizin kendi özgür iradeleriyle, gönüllülük esasına göre istemeleri hâlinde abone olunabilir. Hiçbir müftü veya idareci, makamını kullanarak din görevlilerimize zorla abonelik dayatamaz, baskı kuramaz.

Tekbir-Sen olarak bu hukuksuz uygulamalara derhal son verilmesini talep ediyor; aksi hâlde sorumlular hakkında idari ve adli tüm yasal süreçlerin başlatılacağını kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

Devamını Oku...
Bir Öğretmen, Bir Toplumun Çevre Bilincini Değiştirir 

Bir Öğretmen, Bir Toplumun Çevre Bilincini Değiştirir 

Bir Öğretmen, Bir Toplumun Çevre Bilincini Değiştirir 

Bugün iklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve su güvencesi sorunları yalnızca çevrecilerin değil, tüm toplumun ortak gündemidir. Bu çok boyutlu sorunların çözümünde ise en kritik sorumluluk, geleceği şekillendiren öğretmenlere düşmektedir. Çünkü çevre eğitimi, yalnızca bilgi aktarmaktan ibaret değildir; asıl mesele, kalıcı davranışlar inşa edebilmektir. 

Son yıllarda fedakârlıkları daha da görünür hâle gelen öğretmenlerimiz, uzun süredir çevre eğitiminin sessiz kahramanlarıdır. Onlar, öğrencilerine doğayı sevdirmekte, çevre bilincini sabırla ve kararlılıkla aşılamaktadır. Bu emek, hiçbir ölçüyle tam anlamıyla karşılanamaz. 

Öğretmenler, çevre bilincini öğrencilerine yalnızca ders anlatımıyla değil, günlük yaşamlarında sergiledikleri tutum ve davranışlarla kazandırır. UNESCO/UNEP/IUCN değerlendirmelerinde de vurgulandığı üzere, formal eğitimde öğretmenler çevre eğitiminin merkezindedir; ancak bu merkezî rol, yalnızca sınıf içi anlatımla sınırlı değildir. 

Öğretmenler, geri dönüşüm yapan, enerji tasarrufuna dikkat eden, doğaya saygılı davranışlarıyla öğrencilerine örnek olmalıdır. 

  Eğitimli ya da eğitimsiz herkes için geçerli olan bir gerçek var: Arabasından çevreye kirletici şeyler atmayan birey, en güçlü çevre mesajını davranışıyla verir. 

Çevre eğitimi “söylemek” değil, “yaşamak”la anlam kazanır. Öğretmenler kendi yaşamlarında çevre dostu tutumları sergiledikçe öğrenciler de aynı yolu izler. Böylece bireysel değişim toplumsal dönüşüme dönüşür. 

Formal eğitimde öğretmenlerin çevre bilinci davranışları, öğrenciler aracılığıyla ailelere ve topluma yayılır. Doğa kampları, geri dönüşüm projeleri ve enerji tasarrufu çalışmaları bu sürecin somut örnekleridir.  

Öğretmenlerin öncülüğüyle çevre eğitimi sınıfın dışına taşar, toplumun ortak kültürü haline gelir. 

Çevresel sorunlar artık geleceğin değil, bugünün meselesidir. Her birey kendi yaşamında çevre bilinciyle hareket ettiğinde, sorunların büyük kısmı kendiliğinden çözülür. Öğretmenler bu zincirin ilk halkasıdır; onların davranışları öğrenciler için yol gösterici, toplum için dönüştürücüdür. 

Sonuç olarak çevre eğitimi, anlatılan bilgilerle değil; sergilenen davranışlarla hayat bulur. Öğretmenler rol model oldukça, çevre bilinci sınıflardan topluma yayılır ve sürdürülebilir gelecek bir ideal olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşür.  

Unutmayalım ki Peygamber Efendimiz’in “Kıyametin kopacağını bilseniz dahi elinizdeki fidanı dikiniz” hadisi, çevre bilincinin yalnızca bilgiyle değil; davranışla ve örnek olmakla anlam kazandığını hatırlatır. Öğretmenler ve bireyler bu sorumluluğu üstlendiğinde, sürdürülebilir bir gelecek kendiliğinden inşa edilir. 

Kaynaklar 

Environmental Education, Information and Awareness – Chapter Fifteen (UNESCO / UNEP / IUCN) 

Devamını Oku...
Toprağın Sessiz Gücü: Bor

Toprağın Sessiz Gücü: Bor

Tarımda yıllardır azot, fosfor, potasyum konuşuruz ama bir element var ki çoğu zaman adını bile unuturuz: Bor. 
Oysa bor, bitkiler için çok önemli bir mineraldir. Tam kararında verildiğinde bitkiyi canlandırır, verimi artırır. Eksik olduğunda ise tarlada bir şeylerin yolunda gitmediğini hissedersiniz ama sebebini hemen anlayamazsınız. 

Borun bu kadar önemli olmasının nedeni, bitkinin her noktasında iş görmesidir. Kökten meyveye, çiçekten şeker taşınmasına kadar bitkinin her hareketinde borun izi vardır. 

Bor eksikliği çoğu zaman fark edilmez. Çünkü bitki “açım” demez; yapraklarında küçük ama önemli sinyaller görürsünüz. 
Genç yapraklar zayıf büyür, kökler güçsüzleşir, çiçeklenme bozulur. Meyve tutumu azalır, verim düşer. 

Bazı üreticiler “Bu yıl çiçek dökümü çok oldu” der, nedenlerinden birisi Bor yetersizliği olabilir. 

Hele kumlu ve organik maddesi düşük topraklarda bor tutunamadığı için eksiklik daha bile yaygındır. Yağışlı bölgelerde de bor hızla yıkanır; tarlada geriye bitkinin kullanabileceği kadar bor kalmaz. 

Ama borun fazlası da dert… 

Bor öyle bir element ki, eksikliği de sorun, fazlası da. 
Özellikle kuru bölgelerde veya kireçli topraklarda bor birikebilir ve bu kez yaprak kenarlarında yanma, sararma ve büyüme durması ortaya çıkar. 

Bu yüzden bor gübrelemesi “tane ile tuz” gibidir: 
Bir tutam eksik olmaz, bir tutam fazla da yenmez. 

Doğru bor gübrelemesi nasıl olur? 

Uzmanlar şunu söylüyor: 

  • Toprak ve yaprak analizi yapılmadan bor vermek risklidir. 
  • Bitkinin gelişme dönemine göre bor ihtiyacı değişir. 
  • Meyve tutumu döneminde borun önemi iki kat artar. 
  • Bor, bitki içinde taşınamadığı için genelde genç yaprak ve çiçek bölgelerinde eksiklik başlar. 

Doğru zaman + doğru doz, bor gübrelemesinin altın kuralıdır. 

Bor, bitkinin gizli destekçisi 

Crop Nutrition’ın yayımladığı bilgilere göre bor, bitkide: 

  • Hücre duvarını güçlendirir 
  • Kök gelişimini artırır 
  • Su ve besin alımına yardımcı olur 
  • Şeker ve enerjinin bitki içinde taşınmasını sağlar 
  • Çiçeklenme ve meyve tutumunda kritik rol oynar 

Yani bor, bitkinin hem iskeletini hem de enerjisini ayakta tutar. 
Eksikliğinde ise bitki canlı görünse bile verimi sessizce düşer. 

Türkiye için büyük bir fırsat 

Türkiye, dünya bor rezervlerinin büyük kısmına sahip. Bu aslında tarımda büyük bir avantaj demek. 
Doğru üretilmiş bor gübreleriyle hem verim artabilir hem de çiftçinin maliyeti uzun vadede düşebilir. 

Yeter ki bor, “her gübreden biri” gibi değil de, özel ilgi isteyen bir besin maddesi olarak ele alınsın. 

Bor gübrelemesi, rastgele değil; bilinçli, ölçülü ve doğru zamanlı yapılmalıdır. 
Toprağını tanıyan, analiz yaptıran, borun önemini bilen üretici, her zaman diğerlerinden bir adım önde olur. 

Kaynaklar  

  • Mosaic Crop Nutrition – Importance of Boron in Plant Growth 
  • Güneş A., Gezgin S. ve ark. – The importance of boron for plants 

Devamını Oku...
Tekbir-Sen’den Hac ve Umre Genel Müdürü Sayın DEMİRHAN’ a Ziyaret

Tekbir-Sen’den Hac ve Umre Genel Müdürü Sayın DEMİRHAN’ a Ziyaret

Genel Başkanımız sayın Zübeyir DEMİRKAYA, Diyanet İşleri Başkanlığı Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü Sayın Hüseyin DEMİRHAN hocamızı makamında ziyaret etti.

1. Yıpratma Haberlerine Karşı Tam Destek Beyanı

Son derece samimi bir ortamda gerçekleşen görüşmenin ana gündem maddelerinden biri, Sayın Genel Müdürümüzü yıpratmaya yönelik son günlerde kamuoyuna yansıyan haberler oldu. Sendikamız genel başkanı DEMİRKAYA, bu tür spekülatif yayınlara karşı Sayın Genel Müdürümüzün yanında olduklarını ve yürütülen hizmetlerin aksamaması adına tam destek verdiklerini net bir şekilde beyan etti.

2. Emekliliği Gelmiş Din Görevlilerine Öncelik Talebi

Ziyarette ayrıca, yıllarca fedakârca görev yapmasına rağmen emekliliği geldiği halde henüz hac veya umre organizasyonlarında görev alamamış olan din görevlilerimizin durumu gündeme getirildi. Tekbir-Sen olarak, vefa borcu ve hizmet takdiri amacıyla, bu durumdaki personelimize hac ve umre görevlendirmelerinde öncelik tanınması yönündeki talebimiz Sayın Genel Müdürümüze iletilmiştir. Bu uygulamanın, kurum aidiyetini ve personel motivasyonunu artıracağı ifade edildi.

Tekbir-Sen ailesi olarak, gösterdiği nezaket ve samimi misafirperverlik için Sayın Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü sayın Hüseyin DEMİRHAN hocamıza şükranlarımızı sunar, çalışmalarında başarılar dileriz.

Devamını Oku...
Camii Hizmetleri Daire Başkanını Ziyaret

Camii Hizmetleri Daire Başkanını Ziyaret

Diyanet İşleri Başkanlığı Camii Hizmetleri Daire Başkanı Sayın Turgut ERHAN hocamızı makamında ziyaret etti.

Son derece samimi ve yapıcı bir ortamda gerçekleşen görüşmede, Diyanet hizmetlerinin daha etkin yürütülmesi adına iki ana gündem maddesi ele alındı.

1. Cami Dernekleri Konusu

Ziyaretin önemli gündem maddelerinden biri, sendikamızın bir süredir üzerinde çalıştığı “Cami Derneklerinin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın emrine verilmesi” konusuydu. Genel Merkezimiz, bu hususta hazırlanan çalışmalar, raporlar ve çözüm önerileri hakkında Sayın Daire Başkanımıza detaylı bir bilgilendirme sunumu yaptı. Bu düzenlemenin, cami hizmetlerinde kurumsal standardı artıracağı ve camilerin yönetimini tek elden sağlayacağı vurgulandı.

2. Sahada Görev Yapan Hocalarımızın Sıkıntıları

Ayrıca ziyarette, din hizmetlerinin fedakârca ifa edildiği sahada görev yapan hocalarımızın (din görevlilerimizin) günlük hayatta ve meslek icrasında karşılaştıkları sorun ve sıkıntılar da detaylı olarak aktarıldı. Sendikamız, bu sıkıntıların çözümü için önerilen pratik çözüm yolları ve personel lehine atılabilecek adımlara dair görüşlerini Sayın Daire Başkanımızla paylaştı.

Tekbir-Sen olarak, kendilerini makamlarında ağırlayan, önemli konulara hassasiyetle yaklaşıp görüşlerimizi dinleyen Sayın Daire Başkanımız Turgut ERHAN hocamıza gösterdikleri samimi kabul ve ev sahipliği için en derin şükranlarımızı sunarız.

Devamını Oku...
HSK Genel Sekreteri Atilla ÖZTÜRK’ e Ziyaret

HSK Genel Sekreteri Atilla ÖZTÜRK’ e Ziyaret

Tekbir-Sen Genel Başkanı Zübeyir DEMİRKAYA, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Genel Sekreteri Sayın Hâkim Atilla ÖZTÜRK’ ü makamında ziyaret etmiştir.

Samimi bir ortamda gerçekleşen ziyarette, Diyanet personellerimizin genel durumu, personel hakları ve sendikal konular başta olmak üzere çeşitli hususlarda yapıcı istişarelerde bulunulmuştur.

Tekbir-Sen ailesi olarak, bizleri kabul ederek gösterdikleri nezaket ve misafirperverlik dolayısıyla Sayın HSK Genel Sekreteri Atilla ÖZTÜRK’ e en derin şükranlarımızı sunarız.

Devamını Oku...
Diyanet İşleri Başkanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürüne Ziyaret

Diyanet İşleri Başkanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürüne Ziyaret

Diyanet İşleri Başkanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü görevine atanan Sayın Sinan Kazancı hocamıza hayırlı olsun ziyaretinde bulunduk. Kendilerine yeni görevlerinin hayırlı, hizmetlerinin bereketli olmasını temenni ediyoruz.

Sayın Genel Müdürümüzün makamında gerçekleşen ziyarette, bizleri gösterdikleri nezaket ve samimi misafirperverlik için kendilerine en derin şükranlarımızı sunarız.

Ziyaretimiz esnasında, sahada fedakârca görev yapan Diyanet İşleri Başkanlığı Personellerinin yaşadığı güncel sorunlar, karşılaştıkları sıkıntılar ve çözüm önerileri üzerine istişarelerde bulunduk. Din hizmetlerinin daha etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi noktasında, personelin yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik yapılabilecek çalışmalar hakkında görüşlerimizi Sayın Genel Müdürümüze ilettik.

Samimi ilgi ve alakaları için Sayın Genel Müdürümüz Sinan Kazancı’ya bir kez daha teşekkür eder, çalışmalarında muvaffakiyetler dileriz.

Devamını Oku...
Buzdağının Görünmeyen Kısmı: Metamfetamin Ölümleri

Buzdağının Görünmeyen Kısmı: Metamfetamin Ölümleri

Bu aralar metamfetamin üzerine okuduklarım, küresel bir krizle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor; gelin bu korkutucu verileri birlikte inceleyelim.

Metamfetamin artık sadece bir “sentetik uyarıcı” değil; küresel ölçekli bir ölüm krizine dönüşmüş durumda. UNODC’nin 2018 Global SMART Update raporu ve EMCDDA/Europol’un 2022 analizleri, bu gerçeği çarpıcı verilerle ortaya koyuyor.

Çarpıcı veriler:

· Dünya genelinde metamfetamin yakalamaları 2008’de 25 ton iken, 2016’da 159 tona, 2019’da ise 325 tona yükseldi.

· ABD’de metamfetaminin payı, psikostimülanlarla ilişkili ölümlerin %85-90’ını oluşturuyor. 2010’da 1.854 ölüm kaydedilirken, 2015’te bu sayı 5.716’ya ulaştı.

· Avustralya’da metamfetamin kaynaklı ölümler 2009-2015 arasında iki katına çıktı.

· ABD’de yüksek saflık ve düşük fiyat, aşırı doz ölümlerini hızla artırıyor.

Ölüm oranları neden hafife alınıyor? Metamfetamin çoğu zaman başka maddelerle birlikte kullanılıyor. Bu da ölümleri doğrudan metamfetamine bağlamayı zorlaştırıyor. Avustralya’da yapılan bir çalışmada, metamfetamin kaynaklı ölümlerin %90’ında benzodiazepin veya morfin gibi başka maddeler tespit edildi. Kalp hastalıkları, intihar ve kazalar gibi dolaylı nedenler tabloyu daha da karmaşık hâle getiriyor.

Küresel tablo:

· Asya ve Kuzey Amerika, metamfetaminin en büyük pazarları. Bazı Asya ülkelerinde tedaviye başvuranların %75’inden fazlası amfetamin-tipi uyarıcılar nedeniyle yardım arıyor.

· ABD’de metamfetamin enjeksiyonu, opioid kriziyle birleşerek 2009-2018 arasında hepatit C vakalarını dört kat artırdı.

· Avrupa hâlâ görece küçük bir pazar olsa da, Çekya ve Slovakya’daki atık su analizleri yüksek kullanım seviyelerini ortaya koyuyor.

Ne yapılmalı?

Metamfetamin krizi, görmezden gelindiğinde sadece rakamlarda değil, toplumların geleceğinde de derin yaralar açıyor. Ölüm oranları buzdağının görünen kısmı sadece. Asıl mesele, bu yükselişi durdurmak için bilim, politika ve toplumun ortak iradesini harekete geçirmek:

· Bilimsel veriye dayalı politikalar: Ölüm oranlarının gerçek boyutunu ortaya koymak için atık su analizleri, tedavi başvuruları ve ölüm kayıtları birlikte değerlendirilmelidir.

· Uluslararası işbirliği: Metamfetamin üretimi ve ticareti sınır tanımıyor; bu nedenle yalnızca ulusal değil, bölgesel ve küresel düzeyde koordineli mücadele şart.

· Toplumsal farkındalık: Kamuoyuna yönelik bilinçlendirme kampanyaları, metamfetaminin “zararsız bir uyarıcı” olduğu yönündeki yanlış algıyı kırmalıdır.

· Sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi: Tedavi ve rehabilitasyon kapasitesi artırılmalıdır.

Metamfetaminle mücadele, sadece bireysel çabalarla değil; bilimsel veri, politika ve toplumun eşgüdümlü çalışmasıyla mümkün olabilir.

Kaynaklar:

1. UNODC, Methamphetamine continues to dominate synthetic drug markets, Global SMART Update, Volume 20, 2018.

2. EMCDDA & Europol, The methamphetamine market: global context, EU Drug Markets Report, 2022.

Devamını Oku...
BASIN AÇIKLAMASI

BASIN AÇIKLAMASI

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 1250 İlahiyat Lisans mezunu Kur’an Kursu Öğreticisi alımına yönelik ilan yayımlanmış olup, söz konusu ilan tarafımızca memnuniyetle karşılanmıştır. Başkanlığımızın din hizmetlerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmaları sendikamız tarafından her zaman desteklenmektedir.

Bununla birlikte, ilgili alımda İlahiyat Ön Lisans mezunlarına ve İmam-Hatip Lisesi mezunlarına yer verilmemesi, uzun süredir Kur’an Kursu Öğreticiliği görevine hazırlanmakta olan çok sayıda eğitimli aday nezdinde ciddi bir mağduriyet ve hayal kırıklığına sebebiyet vermiştir. Bu adaylar, teşkilatımızın sahadaki din hizmetleri kapasitesini güçlendirecek önemli bir insan kaynağını oluşturmaktadır.

Bu çerçevede TEKBİR-SEN olarak, Diyanet İşleri Başkanlığımızdan, Kur’an Kursu Öğreticiliği alanında personel ihtiyacının bütüncül bir yaklaşımla ele alınarak, İlahiyat Ön Lisans mezunlarının ve İmam-Hatip Lisesi mezunlarının da dâhil edileceği yeni bir alım sürecinin en kısa süre içerisinde planlanmasını ve kamuoyuna duyurulmasını talep etmekteyiz.

Sendikamız, din hizmetlerinin her kademesinde nitelikli personelin istihdam edilmesini desteklemekte olup, bu sürecin adil, kapsayıcı ve liyakate dayalı bir anlayış çerçevesinde yürütülmesinin kurumsal yapıya önemli katkılar sağlayacağı kanaatindedir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Devamını Oku...