Sessiz ve Salgın Şeklinde Yayılan Metamfetamin Tehlikesi

Sessiz ve Salgın Şeklinde Yayılan Metamfetamin Tehlikesi

Son yıllarda toplum olarak adını sıkça duymaya başladığımız bir madde var: metamfetamin (met). Ne yazık ki beynin kimyasını altüst eden, kullanıcıyı derin bir uçuruma sürükleyen ve hızla yayılma eğilimi gösteren bu ölümcül maddeden hem kendimizi hem çocuklarımızı korumak zorundayız. Bunun için önce tehlikeyi doğru tanımamız, sonra da bilinçli adımlar atmamız gerekiyor.

Öncelikle metamfetamini tanıyalım.

Metamfetamin, C₁₀H₁₅N formüllü, fenetilamin türevi sentetik bir uyarıcıdır. Aromatik bir benzen halkası, yan zincirde metilamino grubu ve alfa karbonunda metil grubundan oluşan yapısı, beyinde dopamin salgısını olağanüstü artırarak güçlü bir uyarıcı etki oluşturur.

Peki İnsanlar Neden Kullanır?

Cevabı aslında basittir:
Geçici enerji, sahte bir mutluluk ve yapay bir özgüven duygusu.
Kullanıcılar kısa süreli bir kaçış yaşar; ancak bedeli çok ağırdır.

Bilimsel Veriler Tehlikeyi Gözler Önüne Seriyor

American Addiction Centers’in verileri, metamfetamin tehlikesinin her geçen gün arttığını göstermektedir. Metin kullanımı sırasında kalp hızı, vücut sıcaklığı, nefes alma ve kan basıncı yükselir; kişi kendini daha enerjik ve uyanık hisseder. Bu yapay uyanıklık hali çok kısa sürer ve ardından derin bir çöküş, yorgunluk ve depresyon ortaya çıkar.

AAC ve NIDA’nın raporlarına göre uzun süreli kullanım:

  • Dopamin ve serotonin üreten sinir hücrelerinde kalıcı hasar oluşturabilir.
  • Hafıza, öğrenme, koordinasyon gibi bilişsel beceriler ciddi şekilde zayıflar.
  • Saldırganlık, paranoya, halüsinasyon gibi ruhsal problemler görülür.
  • “Meth mouth” adıyla bilinen şiddetli diş çürümeleri, cilt problemleri, kilo kaybı ve damar hasarları ortaya çıkar.
  • Kronik kullanım, Parkinson benzeri nörolojik sorunlara kadar ilerleyebilir.

Yaygınlık Şaşırtıcı ve Kaygı Verici

  • 2021 itibarıyla, 12 yaş ve üzeri nüfusun %6’sı yaşamında en az bir kez met kullandığını bildirmiştir.
  • Dikkat edin, 12 yaş… Bu veri bile tek başına durumun vahametini ortaya koymaktadır.
  • 2014 TEDS verilerine göre, her 100.000 kişiden yaklaşık 53’ü, metamfetamin bağımlılığı nedeniyle tedavi merkezlerine başvurmuştur.

Bu tablo, metamfetaminin bireysel bir sorun olmaktan çıkıp toplumsal bir krize dönüştüğünü gösteriyor.

Çözüm Var, Umut Var

Metamfetamin bağımlılığı ağır bir tablo yapsa da tedavisi de mümkündür.

  • Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT) büyük yarar sağlar.
  • “Motivasyonel görüşme teknikleri” programları, temiz test sonuçlarını ödüllendirerek süreci güçlendirir.
  • Destek grupları ve aile terapileri kişinin iyileşme sürecini hızlandırır.

Toplumsal olarak ise:

  • Okullarda uyuşturucu farkındalığı eğitimi artırılmalı,
  • Aileler çocuklarındaki davranış değişimlerini ciddiye almalı,
  • Devlet, uzun vadeli tedavi merkezlerini güçlendirmeli,
  • Sivil toplum ve sağlık çalışanları entegre programlar yürütmelidir.

Metamfetamin bağımlılığıyla mücadelede ülkemizdeki en önemli kurumlardan biri olan YEDAM (Yeşilay Danışmanlık Merkezi)’dır.
YEDAM; ücretsiz psikolojik destek, bireysel terapi ve aile odaklı danışmanlık hizmetleri sunarak bağımlı bireylerin hem tedavi olmalarına hem de sosyal hayata yeniden uyum sağlamalarına önemli katkılar sağlamaktadır. Kurum, her geçen gün kendini daha da geliştirmekte; 115 Danışma Hattı ise büyük bir özveriyle hizmet vermektedir. Yakinen çalışmalarına şahit olduğum Yozgat YEDAM ekibinin gayretlerini de buradan tebrik ediyorum.

Sonuç olarak, bu maddeyle ve diğer tüm zararlı bağımlılık yapıcı maddelerle mücadele etmek, onların pençesinden kurtulmak için bireyler, aileler, kurumlar ve toplum olarak ortak bir çaba göstermemiz büyük önem taşımaktadır.

Kaynak: American Addiction Centers, “Meth Addiction: Facts, Statistics & How Meth Changes You” (americanaddictioncenters.org/blog/meth-statistics)

Devamını Oku...
Şifaya Vesile Olmak: Hekimlikte Müslüman Şahsiyetin Zarafeti

Şifaya Vesile Olmak: Hekimlikte Müslüman Şahsiyetin Zarafeti

Hekimlik, sadece hastalıkları tedavi etmek değil, insana dokunmanın sorumluluğunu taşımaktır. Her muayene, bilgiyle merhametin, ilimle ahlakın kesiştiği bir andır. Şifaya vesile olmak, Allah’ın “Şâfi” isminden bir yansıma taşımaktır. Hekim, her hastasında bir emanet görür; her dokunuşunda iyiliğin bir izi vardır.

Müslüman şahsiyetin zarafeti, işte bu farkındalıkta saklıdır: elinden zarar değil şifa, dilinden yargı değil incelik dökülür. Resûlullah (s.a.s.), “Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir” (Buhârî, İman, 4) buyurarak yalnız toplumsal huzuru değil, meslek ahlakının özünü de tarif etmiştir. Çünkü hekimlikte güven, tedavinin en etkili ilacıdır; hasta, hekimin bilgisine olduğu kadar kalbine de emanet olur.

Peygamberimiz(sav)’in “Allah, yaptığı işi güzel yapanı sever” (Taberânî, el-Muʿcemü’l-Evsat, 8994) buyruğu, mesleğini ihsan bilinciyle icra eden her hekim için bir ölçüdür. Bu bilinç, hastaya ayrılan birkaç dakikanın dahi ibadet niyeti taşımasına vesile olur. Hekimlikte gösterilen özen, ilimle niyetin buluştuğu yerde şefkate dönüşür.

Modern tıbbın “bütüncül sağlık” anlayışı, aslında İslam’ın asırlardır öğrettiği mizan ilkesinin tıptaki karşılığıdır: beden, ruh ve sosyal çevre arasında denge kurmak. Kur’an’da “Kim bir canı kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur” (Mâide, 5/32) buyrulur. Bu, sadece bir ilahi ilke değil; sağlık hizmetine yön veren derin bir sorumluluktur.
Çünkü her doğru teşhis, her önleyici adım, insanlığa hizmetin sessiz bir göstergesidir.

Bağımlılıklar, kötü beslenme, hareketsizlik, stres… Günümüzün görünmez hastalıkları bunlardır. Müslüman hekim, sadece hastalığı değil, sebeplerini de görür; yaşam biçimini bir tebliğ diliyle dönüştürmeye çalışır. Yeşilay’ın “iyiliğe çağırmak” ilkesiyle birleştiğinde bu çaba, hem tıbbın hem inancın ortak çağrısına dönüşür: insanı fıtratıyla yeniden buluşturmak.

İslam ahlakı, mesleki etikten öte bir bilinç hâlidir. Doğruluk, adalet, tevazu, sabır, gizliliğe riayet, hasta haklarına saygı… Bunların her biri hem iyi bir Müslüman’ın hem iyi bir hekimin vasfıdır. Hekimlikte söz de davranış da kıymetlidir; kimi zaman bir tebessüm, bir ilaç kadar şifa verir.

Her sabah beyaz önlüğü giyerken aslında yeni bir sorumluluk başlar. Hekim bilir ki şifanın asıl sahibi Allah’tır; kendisine düşen, o şifaya vesile olabilmektir. Gerçek şifa yalnızca reçetede değil, niyette, sözde ve ahlaktadır.

İnsanlara yardım edildiğinde bazen “Akraban mı, yakının mı da yardım ediyorsun?” diyenler olur.
Oysa iyilik, akrabalığın ya da yakınlığın değil; insan olmanın ortak paydasında anlam kazanır.

Hac görevine gittiğim yıl, babam beni yolcu ederken şöyle demişti:
“Kızım, insana yaptığın her hizmet ibadettir; sen şu an attığın adımla o ibadete başlıyorsun.”
Emekli bir müftü olan babamın bu sözü hâlâ kulaklarımdadır. O cümle, mesleği her defasında yeniden anlamlandıran bir hatırlatmadır: hizmetin de, gayretin de özü insanadır.

Müslüman şahsiyetin zarafeti, işte bu bilinci taşımakta gizlidir; sessizce yapılan her iyilikte, gösterişsiz her hizmette, bir duanın karşılığı saklıdır.

Kaynakça
• Buhârî, M. (1998). Sahîh-i Buhârî (İman, 4). Dâru İbn Kesîr.
• Taberânî, S. (1987). el-Muʿcemü’l-Evsat (Hadis no: 8994). Dâru’l-Haremeyn.
• Dünya Sağlık Örgütü (WHO). (2024). Health for All: A Holistic Approach to Well-Being. Geneva.
• Yeşilay. (2025). Bağımlılıklardan Korunma ve İyilik Rehberi. İstanbul: Yeşilay Yayınları.
• Erdem, M. (2019). Tıp ve Değerler: İslam Ahlakı Perspektifinden Bir Değerlendirme. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 60(2), 543–562.

Devamını Oku...
Kirlenen Hava, Solan Hayat

Kirlenen Hava, Solan Hayat

Geçen haftaki “Isınan Dünya, Hastalanan İnsan” başlıklı yazımda, iklim değişikliğinin sağlığımızı ne kadar tehdit ettiğini paylaşmıştım. Bu hafta ise aynı kitabın — Climate of Change (Değişimin İklimi) — ikinci bölümünden bahsetmek istiyorum. Bu bölüm, çok daha ciddi.

Hepimizin her gün soluduğu havanın gizli yüzünü anlatıyor yani hava kirliliğini.

Sabah işe giderken aracımızı çalıştırdığımızda, bu soğuk günlerde evimizi ısıtmak için sobayı yaktığımızda ya da sanayi bölgelerinde bacalardan tüten dumanları gördüğümüzde…

Aslında hepimiz aynı gerçeğe katkıda bulunuyoruz: havanın kirlenmesine.

Ama o kirli hava sadece gökyüzüne karışmıyor; tüm canlıları yani her şeye karışıyor.
özellikle de bu görünmeyen düşman, geleceğimiz olan çocuklarımıza, yaşlılara ve kronik hastalığı olanlara zarar veriyor.

Kitapta çok çarpıcı bilgiler yer alıyor ve oldukça akıcı bir üslup kullanılmış. Bilim insanları, hava kirliliğinin kalp krizi, inme, astım, KOAH ve hatta kanser gibi hastalıkları artırdığını açıkça ifade ediyor. Günümüzde bu hastalıkların hızla artması da bu bilgileri ne yazık ki doğruluyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, her yıl milyonlarca insan kirli hava nedeniyle erken yaşta hayatını kaybediyor. Uzmanlar, hava kirliliğinin sigara kadar ciddi bir sağlık riski oluşturduğunu vurguluyor.

Genelde duman denince “kötü koku” olarak düşünüyoruz.
Oysa o dumanın içinde neler yok ki?

Mikroskobik tozlar, kükürt dioksit, azot oksitleri, karbon monoksit ve ağır metaller… Bir çırpıda saydıklarımız bunlar.
Nefesimiz ile içeri giriyor, akciğerlerimize kadar ulaşıyor.
Bazıları kana karışıp kalbe gidiyor, damarları tıkıyor, beyne zarar veriyor.

Hava kirliliği, sadece solunum yollarını değil vücudumuzun her alanını etkiliyor.
Bir çocuğun nefes alırken zorlanması, bir yaşlının öksürük krizine girmesi, sadece “hava değişti” diyerek geçiştirilebileceğimiz şeyler değil.
Yani mesele artık sadece çevre kirliliği değil, sağlımız meselesi.
Bugün hava kirliliğini azaltmak için yapılan her adım, bir insanın daha uzun yaşamasını ve daha sağlıklı olmasını sağlıyor.
Daha az kömür, daha az duman, daha temiz enerji…

Hepsi bizim sağlığımız için…

Ne yazık ki son yıllarda temiz havayı bulmak lüks olmaya başladı.

Her gün temiz havayı bulmak için kilometrelerce yok kat ediyoruz.

Başka ülkelere de kaçamayız. Çünkü, kirli hava sınıf, ülke veya sınır tanımıyor.
Bir şehirde yanan kömürün dumanı, rüzgârla yüzlerce kilometre öteye taşınabiliyor.
Yani komşu ülkenin bacasından çıkan duman, bizi etkileyebiliyor.

Peki, çözüm ne?
Aslında çok basit ama kararlı adımlar gerekiyor.
Toplu taşıma kullanmak ve toplu taşıma sistemlerini modernize etmek, yenilenebilir enerjiye yönelmek, gereksiz yakıt tüketiminden kaçınmak, filtre sistemlerini iyileştirmek ve çevreye duyarlı üretimi teşvik etmek…
Hepimizin küçük katkısı, büyük bir fark oluşturabilir.

Unutmayalım, hava görünmez ama etkisi derindir.
Temiz hava, insanın en temel hakkıdır yani insanın sağlığını korumaktır.

Ne yazık ki “Gökyüzü Grileşirken Sağlığımız Soluyor”

Önlemler almaz isek vay halimize…

Prof. Dr. Hamdi TEMEL

Devamını Oku...
TEKBİR-SEN ÜYELERİNE ÖZEL AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI İNDİRİMİ

TEKBİR-SEN ÜYELERİNE ÖZEL AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI İNDİRİMİ

TEKBİR-SEN (Diyanet ve Vakıf Görevlileri Sendikası), üyelerine ve tüm Diyanet çalışanlarına yönelik sosyal ve sağlık alanındaki avantajlarını artırmaya devam ediyor.
Bu kapsamda, sendikamız ile Özel Bahçelievler Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği arasında önemli bir iş birliği protokolü imzalandı. Yapılan protokol ile TEKBİR-SEN üyeleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, Diyanet Akademisi ve Türkiye Diyanet Vakfı personeli ile emeklileri ve birinci derece yakınları (eş ve çocuklar), poliklinik tarafından sunulacak ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden özel indirim ve avantajlarla yararlanabilecek.

Protokolün Detayları

Protokol, TEKBİR-SEN Genel Başkanı Zübeyir DEMİRKAYA ile Özel Bahçelievler Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği Mesul Müdürü Dr. Dt. Tevfik Mert GÜNDOĞDU tarafından imzalandı.

Anlaşma kapsamında üyelerimize sunulacak başlıca hizmetler şunlardır:

Özel Tedavilerde Ücretlendirme: Ortodonti ve implant tedavilerinde kullanılacak markalara ve tedavi yöntemine göre hasta bazında özel teklifler sunulacaktır. Ücretsiz Muayene: İlk müracaatta yapılan tüm teşhis muayeneleri ücretsizdir. Ücretsiz Röntgen Hizmetleri: Panoramik ve periapikal röntgen çekimleri ücretsiz yapılacaktır. Genel Tedavilerde %35 İndirim: Ortodonti ve implant tedavileri hariç olmak üzere tüm diş tedavilerinde, Türk Diş Hekimleri Birliği güncel tarifesi üzerinden %35 indirim uygulanacaktır.

Üyelerimize ve Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanlarına Hayırlı Olsun

Sendikamız, üyemiz olsun olmasın Tüm Diyanet İşleri Başkanlığımız çalışanlarının sağlık ve refahını gözeten projelere imza atmaya devam etmektedir.
Bu protokolün, üyelerimize Diyanet çalışanlarımıza ve yakınlarına daha uygun koşullarda kaliteli sağlık hizmeti sunulmasına katkı sağlamasını temenni ederiz.

Devamını Oku...
Isınan Dünya, Hastalanan İnsan

Isınan Dünya, Hastalanan İnsan

Bugün internette iklim değişikliği üzerine araştırma yaparken bir kitaba rastladım. Okudukça, dünyamızı ne büyük tehlikelerin beklediğini ve adeta kıyamet alametlerini yaşadığımızı hissettim.
Kitabın adı “Climate of Change” – yani “Değişimin İklimi.”
Yalnızca bilimsel bir rapor değil, aynı zamanda insanlığa yazılmış bir uyarı mektubu idi sanki…
Yazanlar: Dr. John Last, Dr. Konia Trouton ve Dr. David Pengelly. Üç bilim insanı.
Şu an için sadece ilk bölümü okuyabildim…
Biz ne ara bu kadar kirlettik dünyamızı? Ne ara toprağın, suyun ve havanın bize emanet olduğunu unuttuk?
Kitabın ilk bölümü “Fossil Fuel Emissions, Global Warming and Human Health” yani “Fosil Yakıt Emisyonları, Küresel Isınma ve İnsan Sağlığı” başlığını taşıyor.
İlk sayfalardaki en önemli bilgi şu: fosil yakıt tüketimimiz 30 kat artmış.
1860 yılında dünya yılda 300 milyon ton petrol eşdeğeri yakıt kullanırken, bugün 8 milyar 730 milyon ton kullanıyor.
Düşünebiliyor musunuz? Enerji ürettikçe üretmişiz ama doğanın da nefesini kesmişiz.
Şöyle bir etrafımıza baktığımızda; kömür yakan termik santralleri, egzozlardan yükselen dumanları, bacalardan çıkan gazları ve daha nice kirletici kaynağı görüyoruz…
Hepsi sanki canlıları yok etmek için uğraşıyor.
Kükürt dioksit, azot oksitleri, partikül maddeler, cıva ve sayamadıklarımız…
Hepsi ciğerlerimize, kalbimize, hücrelerimize, akciğerlerine kadar ulaşıyor.
Tüm bu yanmanın en masum görünen ama en sinsi sonucu ise karbondioksittir (CO₂). Aslında CO₂, doğanın kendi dengesi içinde bir kahramandır. Çünkü o olmasa, Dünya’nın ortalama sıcaklığı 15°C değil, –6°C olurdu. Yani biz, Allah’ın bir mucizesi olan bu denge sayesinde yaşıyoruz.
Ne yazık ki kendi ellerimiz ile onu denge unsuru olarak değil, zehirli bir örtüye dönüştürdük.
100 yılda atmosferdeki CO₂ oranı yüzde 30 arttı; 280 ppm’den 360 ppm’e çıktı.
Bunun anlamı ise gezegenin ateşinin yükselmesidir.
Sonucu da buzların erimesidir, göllerin kurumasıdır, soluk alamayan insanların çaresizliğidir.
Kitapta geçen bir ifade beni çok etkiledi:
“Fosil yakıtların yanması hem iklim değişikliğine hem hava kirliliğine yol açar.”
Yani arabamızın kontağını çevirdiğimizde hem doğayı hem de kendimizi kirletiyoruz.
Isınırken, üretirken, hızlanırken kirlettikçe kirletiyoruz.
Bir başka çarpıcı veri de şu: Eğer bugünkü gidişat değişmezse sadece fosil yakıt kullanımına bağlı hastalıklardan ölümler artabilir.
Bu insanlar arasında belki biz olacağız, belki çocuklarımız, belki de hiç tanımadığımız insanlar.
Küresel ısınma sadece bir “çevre sorunu” değil; artık bir sağlık krizi.
Artan sıcaklıklar, hastalıkların yayılma alanlarını değiştiriyor.
Şu günlerde Kasım ayına giriyoruz ama hava sıcaklığı normallerin üzerinde…
Yeni virüsler, yeni bakteriler, yeni salgınlar…
Kitapta anlatılan her satır, aslında hepimizin günlük hayatına dokunuyor. Herkesin okumasını çok isterim.
Sabah işe giderken soluduğumuz hava, çocuklarımızın oynadığı park, marketten aldığımız sebze, içtiğimiz su…
Hepsi sağlığımızı etkiliyor.
Dr. Last ve ekibi diyor ki:
“İklim değişikliğini durdurmak, aynı zamanda insan sağlığını korumaktır.”
Yani karbon salımını azaltmak, sadece gezegenimizi değil, geleceğimizi de korumaktır.
Bir düşünün…
Her yaktığımız bir litre benzin, her fazla tüketilen enerji, her gereksiz üretim; atmosferde bir iz bırakıyor.
Bu iz, sadece ozon tabakasını değil, sağlığımızı da etkiliyor.
Ben bugün bu kitabı okurken; dünyamızdaki kuraklık, fırtına, sel, sıcaklık artışının nedenlerini bir kez daha anladım.
Ama hâlâ geç değil. Enerjiyi daha bilinçli kullanmak, yenilenebilir kaynaklara yönelmek, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek elimizde…

Prof. Dr. Hamdi Temel

Devamını Oku...
Prof. Dr. Hamdi TEMEL, Köşe Yazılarıyla Sitemizde!

Prof. Dr. Hamdi TEMEL, Köşe Yazılarıyla Sitemizde!

Yozgat Bozok Üniversitesi öğretim üyelerinden, Çevre Bilincini Geliştirme Derneği Başkanı, Yozgat Bozok Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Anabilim/Bilim Dalı Başkanı, değerli bilim insanı Prof. Dr. Hamdi TEMEL, artık sitemizde kaleme alacağı köşe yazılarıyla siz kıymetli hocalarımız ve okuyucularımızla buluşuyor.

Bilimsel çalışmaları, çevre bilinci konusundaki duyarlılığı ve toplumsal farkındalık oluşturma çabalarıyla tanınan Prof. Dr. Hamdi TEMEL, yazılarında hem akademik bir bakış açısı sunacak hem de ilim dünyasının güncel meselelerine ışık tutacak.

Sendikacılığın yalnızca üye sayısını artırmaktan ibaret olmadığını, asıl amacın üyelerin sorunlarına çözüm üretmek, onların kişisel ve mesleki gelişimine katkı sağlamak olduğunu vurgulayan yaklaşımımız doğrultusunda; Prof. Dr. TEMEL’in köşe yazılarının bu hedeflere önemli bir katkı sunacağına inanıyoruz.

Kıymetli hocamızın kaleme alacağı yazılar, ilmi derinliği, toplumsal duyarlılığı ve çevre bilincini ön planda tutarak okuyucularımıza farklı bir bakış açısı kazandıracak.

Prof. Dr. Hamdi TEMEL’in değerli yazılarını sitemiz üzerinden düzenli olarak takip edebilirsiniz.

Devamını Oku...
KARACABEY KAYMAKAMINA HAYIRLI OLSUN ZİYARETİ

KARACABEY KAYMAKAMINA HAYIRLI OLSUN ZİYARETİ

Tekbir-Sen Genel Başkanı Zübeyir DEMİRKAYA, Karacabey ilçesinin yeni Kaymakamı Sayın Cemalettin YILMAZ’ı makamında ziyaret ederek yeni görevine başlaması dolayısıyla “hayırlı olsun” dileklerini iletti. Ziyarette, Karacabey’de görev yapan din görevlilerinin talep ve sorunları ele alındı.

Tekbir-Sen olarak, Karacabey Kaymakamımız Sayın YILMAZ’ a yeni görevinde tekrar “hoş geldiniz” diyor, muvaffakiyetler diliyoruz.

Oldukça verimli ve samimi bir atmosferde gerçekleşen görüşmede Genel Başkanımız DEMİRKAYA, Karacabey ilçesindeki din hizmetlerinin kalitesini artırmak amacıyla, din görevlilerimizin mevcut çalışma şartlarına dair tespitleri ve önerilerimizi sayın Kaymakamımıza sundular.

Kaymakam Sayın Cemalettin YILMAZ, ziyaret için duyduğu memnuniyeti dile getirerek nazik davetten ötürü Genel Başkanımıza teşekkürlerini iletti.

Devamını Oku...
Ezan Sesi Vicdanlara Dokunmalı: Vekil Hocaların Hafta Sonu Çilesi ve Maaş Kesintisi Mağduriyeti

Ezan Sesi Vicdanlara Dokunmalı: Vekil Hocaların Hafta Sonu Çilesi ve Maaş Kesintisi Mağduriyeti

Diyanet İşleri Başkanlığımızın çimentosu, camilerimizin ise ruhu olan din görevlilerimizin fedakârlığı hepimizin malumu. Ancak bu kutsal görevi “vekil” statüsünde yürüten yüzlerce hocamızın yaşadığı öyle bir mağduriyet var ki, modern çalışma hayatının temel insani haklarına aykırı düşüyor. Konumuz: Vekil hocaların haftalık izin kullanamaması ve kullandığında düşük maaşlarından kesinti yapılması.

Gelin görün ki, vekil statüsündeki imam-hatiplerimiz ve müezzin-kayyımlarımız, kadrolu meslektaşlarıyla aynı saatlerde, hatta bayramlarda ve özel günlerde çok daha yoğun bir tempoda görev yapıyor. Sabahın seherinde okunan ezandan yatsı namazının son cemaatine kadar cami hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi için büyük bir özveri gösteriyorlar.

Peki bu büyük fedakârlığın karşılığında karşılaştıkları tablo ne?

1. Düşük Ücret, İzin Kesintisiyle Çift Kat Mağduriyet: Vekil personelimizin ücretleri, maalesef, çoğu zaman kadrolu meslektaşlarının çok altında kalıyor. Zaten zor şartlarda geçim mücadelesi verirken, bir de insani bir ihtiyaç olan haftalık izin haklarını kullandıklarında, Müftülükler tarafından bu izin günlerinin maaşlarından kesilmesiyle karşılaşıyorlar. Bir hafta 7 günse, izin kullanılan 1 günün ücretinin kesilmesi, zaten dar olan bütçede ciddi bir gedik açıyor. Bu uygulama, “Dinlenirsen ceza ödersin” demenin bir başka yoludur.

2. İnsani ve Hukuki Bir Çelişki: Devlet memurları kanunu ve temel çalışma yasaları, her çalışana dinlenme hakkı tanır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda vekil memurların durumu özel düzenlemeler içerse de, temel insan hakkı olan dinlenme ve sağlıklı bir yaşam sürme ihtiyacı göz ardı edilemez. Bu uygulama, hocalarımızı ya izinsiz çalışmaya ya da cüzi bir miktar karşılığında zaten yetersiz olan maaşlarının daha da eksilmesine mahkûm ediyor.

3. Motivasyon Kaybı ve Hizmet Kalitesi: Unutmayalım ki, morali bozuk, geçim derdi çeken ve dinlenme hakkı gasp edilen bir personel, görevini en yüksek verimle sürdüremez. Camilerimizdeki manevi rehberlik hizmetlerinin kalitesinin korunması, görevlilerin huzurlu ve güvenceli bir ortamda çalışmalarına bağlıdır. Bu mağduriyetin devam etmesi, sadece hocalarımızın değil, aslında tüm cemaatin ve hizmet kalitesinin kaybıdır.

Çözüm Nerede?

Buradan Diyanet İşleri Başkanlığı’mıza ve ilgili Bakanlıklarımıza sesleniyoruz:

Vekil hocalarımızın bu kronikleşmiş mağduriyetini gidermek, vicdani ve idari bir sorumluluktur. Yapılacak en basit ve adil düzenleme, vekil personelin de haftalık izin günlerinin ücret kesintisine tabi olmaksızın kullanabilmesinin yasal ve idari olarak güvence altına alınmasıdır. Eğer yasal bir engel varsa, 657 sayılı Kanun’da vekil personel lehine ivedilikle bir düzenleme yapılmalı veya Başkanlık tarafından Müftülüklere bu yönde net ve bağlayıcı bir talimat gönderilmelidir.

Camilerimizdeki ezan sesinin huzuru, onu okuyan hocalarımızın gönül rahatlığıyla görev yapabilmesine bağlıdır. Düşük maaş karşılığında özveriyle çalışan bu fedakâr hocalarımızın maaş kesintisi çilesine son verilmeli, onlara hak ettikleri insani çalışma şartları sağlanmalıdır. Aksi takdirde, vicdanlarımızı rahatsız eden bu kesinti makası, sadece maaşları değil, aynı zamanda göreve olan inancı da kesmeye devam edecektir.

Bu adaletsizliğin bir an önce giderilmesi, sadece bir memur hakkı meselesi değil, aynı zamanda toplumsal adalet ve hizmetin sürekliliği meselesidir. Tekbir-Sen olarak gereği yapılana dek, bu mağduriyeti dile getirmeye devam edeceğiz.

Devamını Oku...
Sendikamızdan Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü Hüseyin Demirhan’a Hayırlı Olsun Ziyareti

Sendikamızdan Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü Hüseyin Demirhan’a Hayırlı Olsun Ziyareti

Sendikamız Genel Başkanı Zübeyir Demirkaya ve Genel Başkan Yardımcısı Hamid Murat Durceylan, Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürlüğü görevine atanan Sayın Hüseyin Demirhan’a hayırlı olsun ziyaretinde bulundu.

Samimi bir atmosferde gerçekleşen ziyarette, Genel Başkanımız Zübeyir Demirkaya, özellikle il ve ilçe müftülüklerinden gelen talepler doğrultusunda, Hac ve Umre organizasyonlarında sürekli olarak aynı din görevlilerinin ve aynı il ve ilçe müftülerinin görevlendirilmesinin sahada rahatsızlık oluşturduğunu dile getirdi. Bu konuda adaletli ve şeffaf bir görevlendirme sürecinin önemine vurgu yaptı.

Genel Müdür Sayın Hüseyin Demirhan ise, konuyla ilgili olarak daha hassas davranacaklarını ve görev dağılımında adil bir yönetim anlayışı sergileyeceklerini ifade etti.

Nazik ev sahipliğinden ötürü Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü Sayın Hüseyin Demirhan’a teşekkür eder, yeni görevinde başarılar dileriz

Devamını Oku...
Bilecik İl Müftüsü Sayın Ahmet DİLEK Hocamıza Hayırlı Olsun Ziyareti

Bilecik İl Müftüsü Sayın Ahmet DİLEK Hocamıza Hayırlı Olsun Ziyareti

Sendikamız Genel Başkanı Zübeyir DEMİRKAYA, Bilecik İl Müftülüğü görevine atanan, daha önceki görev yerlerinde Kur’an kursları başta olmak üzere din hizmetleri alanında yaptığı önemli çalışmalarla gönülleri fetheden kıymetli hocamız Sayın Ahmet DİLEK’e “hayırlı olsun” ziyaretinde bulundu.

Samimi ve sıcak bir ortamda gerçekleşen ziyarette, Genel Başkanımız Zübeyir DEMİRKAYA, Sayın Müftümüzle saha görevlisi hocalarımızın karşılaştığı zorluklar, sorunlar ve bu sıkıntıların çözümü noktasında atılabilecek adımlar hakkında detaylı istişareler gerçekleştirdi. Hizmet kalitesinin artırılması ve personelimizin çalışma şartlarının iyileştirilmesi konuları ele alındı.

Nazik misafirperverliklerinden dolayı Sayın Müftümüz Ahmet DİLEK’e şükranlarımızı sunarız. Tecrübesi ve hizmet aşkıyla Bilecik’te din eğitimi ve hizmetleri alanında dikkatleri üzerine çekecek önemli faaliyetlere imza atacağına olan inancımız tamdır.

Devamını Oku...